Broligarşi
Henüz bilgisayarların evlere girmediği, dijital dünyanın bir avuç meraklının zihninde filizlendiği yıllardı. İlk İngilizce ders kitabımı kaleme aldığımda – information technologies in social work– meselenin özü, soğuk bir teknik analizden ziyade, teknolojinin toplumsal dokuyu nasıl dönüştüreceğiydi.
Üniversitede on beş yıl boyunca, bu yeni çağın ayak seslerini, o zamanlar pek de duyulmayan yankılarını anlatmaya çalıştım. Uzun bir süre, üzerinde düşündüklerim pek çokları için yalnızca bir bilimkurgu senaryosuydu; uzak, teorik ve biraz da fantastik.
Şimdi ise o senaryonun içindeyiz. Hakikatin ta kendisi oldu. Ve tanıklık ettiğimiz şey, tarihin gördüğü en sessiz ve en derinden işleyen iktidar değişimi; gürültülü devrimlerle değil, altyapılar ve arayüzlerle gerçekleşen bir devir teslim.
Yapay zekâyı bir tercih değil, kaçınılmaz bir kader gibi sunan bu dijital çağ, meşruiyetini gelecek vaadinden alan kendi aristokrasisini de yaratıyor: "Broligarchy".
Onların nazarında insan, arzuları ve korkularıyla "hacklenebilir" biyokimyasal bir organizma; toplum ise davranış kalıpları çıkarılacak dev bir veri seti. Bu bakış, insana dair binlerce yıllık tefekkürü, felsefeyi ve sanatı hükümsüz kılan, soğuk ve işlevsel bir bakış.
Bu yeni seçkinlerin entelektüel ataları, insan ruhunun karmaşasını anlatan filozoflar değil, insan davranışını öngören teknoloji girişimcileri.
Onların başucu kitapları 'Devlet' ya da 'Kapital' değil, 'startup' manifestoları ve 'growth hacking' kılavuzları.
Bu zeminde, mukaddes olanın tanımı da dönüşüyor; bilgelik ve erdemin yerini, işlem gücü ve verimlilik alıyor. Ve tam bu noktada, eski tip tahakkümlere benzemeyen yeni bir "dijital tiranlık" filizleniyor. Bu tiranlık sizi zincire vurmaz; bilakis, hayatınızı "kolaylaştırma", tüm pürüzleri ortadan kaldırma vaadiyle ruhunuzu gönüllü olarak teslim alır. Konforun, özerkliğe; anlık tatminin, uzun soluklu özgürlüğe tercih edildiği, murakabesi içselleştirilmiş bir düzen bu.
Nihayetinde, bu yeni nizamda itirazın ahlaki sesi değil, verinin pürüzsüz akışı esas. Adalet, bir algoritmanın çıktısı; isyan ise sistemin akışını bozan ve optimize edilmesi gereken bir anomali sadece.
Ve ne tuhaf bir tecellidir ki, bu tahlili, Broligarkların bize bahşettiği bir sahnede, onların kurallarıyla yapıyoruz. Her bir kelimemiz, her bir eleştirel virgülümüz, anında sistemin para birimine –etkileşime ve veriye– dönüşüyor.
Kafesin demirlerini, bizzat kafesin içinden tarif etmeye çalışıyoruz; belki de bu çağdaki en büyük maharetimiz ya da en hazin çelişkimiz bu olmalı.
Attığımız bu çığlık, bir isyanın başlangıcı değil, sistemin kendi yankı odasında sönümlenecek bir fısıltı belki de, ne dersiniz?



